yâ
aslında.
şey.
anlatamadıklarını çok güzel anlatan anlatıcılar için son olarak “her şeyi söyleme özgürlüğü çok ciddi politik bir silahtır, ancak kendisini derhal bir kurgu olarak nötrleştirebilen bir silah” dedi ve kürsüden indi. aslında bunları yürüyerek anlatmayı isterdi. referanslar, dipnotlar, kağıtlar. ‘selüloz akıl’ insanlar. bir an önce eve gidip ekmek pişirmeli sonra o ekmeğin içine doğranacağı çorba. bir an önce eve gidilip tahtadan oyuncak yapılmalı, ağacın her kıvrımında ‘ben yapıyorum’ zannederken aslında ağacın seni kendisine kattığını farkederek. ekmeğe ‘ben şekil veriyorum’ zannederken aslında buğdayın seni kendine aldığını farkederek. insan dünyanın en uyumsuz parçası gibi ya uzaktan ama şey var, aslında kalbin atarken de farkediyorsun bunun için ölmeye gerek yokmuş meğer: toprağa, suya, havaya karışıyoruz. nefesimi veriyorum nefesimi alıyorsun. başka bir şey bilemiyorum. aklım bu kadar. tam da şu anda evet, toprağa, suya, havaya karışıyoruz. şimdi.
hey, toprağa, suya, havaya karışıyoruz. bu kalbimiz henüz atarken oluyor.