elbette bir hâl çâresi vardır. sen ne sanıyorsun ki.
varlar var ve yoklar var. bu her fâniye oluyor, bazen ve bazenlerde. olur bu. insanlar yüzümüze güler, saçmalama, hiç olur mu öylebişey, şükret, bunca nimeti hiçe mi sayıyorsun derler. olur bu. bazen ve bazenlerde. hep oluyor. çünkü sükûn dediğimiz şey, bir fâninin üzerinize boca edebileceği ve yahut görünürde çağrılarla ve dualarla, çanlarla ve mumlarla elde edebileceğiniz, ulaşabileceğiniz, ulaştığınızda tamam ben doydum diyebileceğiniz birşey değil. değil birşey. ki utanılıyor da bundan çünki imaj. çünkü görüntü. çünkü kusursuzluk kusurda aranıyor. yok. süveyda. hakikatini noktada arayan kâtib. harfler karınca, gözlerimi karıncalar esir almış gibi. heryer karınca. karınca kararınca saçlarını geriye atınca kız. olur, herşey olur, suskunlar’a karışmadan önce ve haykırman gereken yerlerde, mesela telbiye’de, sırf bununçün karavanla gidelim mi oralara, uçaklarla ve kimlik kontrolleriyle uğraşmadan. sesini sakla. sesini sakla en büyük konser orda. beyaz libaslarla ve dön baba dönerek, ‘ben geldim bak senin için güzelleştim ve geldim’ diye dönerek, yok yok şaka yaptım ben hep sendeydim ki zaten ama sen bazen ne şakacısın. fiyakalı kurguların içine daldırıp daldırıp çıkarıyorsun da bizi. evet evet bu hep olur. her fâniye oluyor.
hem çok memnuniyetle, bu dünyada ne incitebilir ki bizi elbette elbette çünki kalb senin.