.
Şu an ona çok uzaktayım, ama bir yandan da çok yakın hissediyorum. Tuhaf. Yeni sûretini gördüm. Böyle de çok güzel. Endişesi, üzüntüsü daha da belirgin hâle gelmiş. Ama muzipliği de katmerlenmiş. Daha bir çocuk gibi. Aslında bir aksakal. Yüzü, Arap alfabesinden bir harfi andırıyor. Yaşına göre yeni bıraktığı sakalları daha siyah. İçinde beyaz gölgeler var. Beyaz gölge evet. Artık gözlük kullanıyor. Zaten bir yakın gözlüğü vardı. Belki de o yakın gözlüğüdür. Fotoğrafta gözlüklü çıkmış. Onu bu kadar iyi tanıyıp hissetmesem belki de bu fotoğrafın o olduğunu kestiremezdim. O kadar değişmiş. Ama o kadar da değişmemiş. O kadar uzaktayım ama beri yandan bu kadar yakınım. Ona. Sûreti böyle daha kararsız ama daha huzur verici olmuş. Her zamanki gibi kaşlarını kaldırarak konuşuyor. Alnının kırışmasını içimden dalgalara benzetirdim. Bu hâlini seviyorum. ‘Bize ait temellere varamayan hikâyeler yazıyoruz ve yaşadıklarımızı, oluşturduğumuz hikâyelerden esirgiyoruz.’ derken yüzünün hangi harflere benzediğini tahmin edebiliyorum. Onu dinlerken bacaklarımı karnıma çekerdim. Onyedi yaşımda. Dayanamazdım anlattıklarına. Aradan altı sene geçmiş. Şimdi cümlelerini okuyunca. Gene mi o hâle geldim. Sanırım. Tam da ‘hâli anlatmak için yeni formlara, yeni anlatı tasarımlarına ihtiyacımız yok ki. İnsan çok aptal, fiyaka insanın gözünü bürüdü mü iyice iştahı artıyor ve insan çok inkarcı. İnsanım. Muhtac olduğumuz tek şey sadelik, muhtac olduğumuz tek şey annanemin hikayeleri’ diye düşünürken. Annanem tanıdığımdan beri annanem. Hiç değişmedi.
Rüyasını görmüştüm.