maya imya aglaya


'güzel şeyler bizim tarafta'
mayaimyaaglaya@gmail.com


çoksevdiğim bir iki kişiyle dünyaya aynı gün doğmuşum.
teşekkür ederim.

çoksevdiğim bir iki kişiyle dünyaya aynı gün doğmuşum.

teşekkür ederim.

.

vecd, vücud, mevcud, insanın içinde bulduğu şey: vicdan. ‘üflenen nefes’in insan ruhundaki tezahürü. onu muhafaza etmek, onu daha da güzelleştirecek şeyleri aramakla, bu yolda yorulmakla sınanmış, insan. ve bir de ‘orada bozgunculuk edecek ve kan dökecek biri’.

gececiler yeni uyumuş gündüzcüler henüz uyanmamışken, uykudan daha hayırlı bir şey için gözlerimizi açtığımızda, hepimize söylememiş miydin sen, hepimize seslenmiştin hani ve hepimiz söz vermiştik, sana döneceğimize dair. peki nasıl kaldığı yerden devam edebiliyor insan, nasıl hayret etmiyor, nasıl tekrar acıkıyor/gülüyor. çünkü aciz. çünkü hayvan. bütün bu aptallık sadece ‘yaradılış’ın o saf halini idrakle durabilir belki. acaba ‘tanrı parçacığı’nı o yüzden mi arıyorlar. ki sen her şeyi en güzel biçimiyle yarattın ve tamamlarsın ama bak şu silahlı kötü adamlar sesine inanmıyorlar.

‘Onlara anlat ki insan kelimelerden ve şiirden yaratılmadı’

şimdi kulaklığımızı takıp toprağa uzanabiliriz.

yaseminmori:

umutkebabci:

Yasemin Mori @ my studio 24.12.11
http://www.myspace.com/yasemori

umut kebabcı’nın maharetli ellerinden, bunca zamanın hikayesi gizli içinde

yaseminmori:

umutkebabci:

Yasemin Mori @ my studio 24.12.11

http://www.myspace.com/yasemori

umut kebabcı’nın maharetli ellerinden, bunca zamanın hikayesi gizli içinde

az önce oldu da

biri ihsanoktayanar diyince gözlerim doluyor.

bir süredir oluyordu

bak diyorum bunu daha önce ucuz metinlerde anlattılar dersen ağzını kırarım dur şaka şaka el kaldırdığım nerede görülmüş ben en fazla masaya yumruk atıp bileğimi incitmişimdir ama yok bir keresinde duvar yumruklamışlığım da vardır tavsiye ederim ağızlarınız sizin ağızlarınız ve kâfi miktar mazlumsam gerçek sahibim o ağzınızı bir güzel kırar ama yok mesela benim kalbimden çok var ve kalb bu yaratılmış en kırılgan şey ooof ne tekrarlar ne tuhaf ama garibtuhaf kalb ağızla kırılabiliyor mesela ağız yumrukla kırılabilen bişey ama çokşükür şifalar var kalbimin müziği mesela kalbimin şiiri sadece siz yoksunuz kalbimizi kıran ağızlar inanmaya ‘yok’ ile başlamak da bizim kavmimize nasib edilmiş ama çok teşekkür ederim şifalar var ve geçsin bu titreme dur bi kendimize gelelim ama sen de kendimize gel kendimiz diye bir mekân olsun hepimiz orada toplanalım dur daha bitmedi bu sahne bak sürüyor geri geri geri gitmeliyiz bence aslımız oralarda bir yerde olmalı sanki görmüştüm geçerken

ya uf söküp atabilseydim bunu valla bak ama şu an sanki uyanır uyanmaz buz dolu suya düşmüşüm gibi ürperdim somut somut oturuyorken zihnim beni kalbim hakkında konuşmak zorunda mı bırakacak hah sanki hepsi ayrı şeyler ama kaç yerden atıyor bu meret sol göğsümün altında mı yoksa boğazımda mısın hâ afedersin o şah damarım da ondan bu yanda bişey daha var bi’ şey daha dur bi dakka hah bi’ şey

bayıldığım bi gösterge var mezar taşı konuşuyormuş biliyor musun birileri var mesela onlar gayet gerçek böyle kariyerli gerçekler hem de bi görsen ama görme ben keşke onları tanımasaydım sen de tanı istemem yani alnına yazılmışsa ben ne kadar keşke desem az alnım benim alnım da işte kalbi elimizde tutamadık işte dostum kardeşim gibi insanlar tanıyoruz bazısı benim verdiğim kalbi alıyor tabağı boş göndermemeyi öğretmiş annesi yani heralde karşılık beklerim yoksa nasıl yaşayacağım diktiğim ağaç kiraz vermezse dudaklarım büzülür ama bir yandan da düşünürüm acaba iyi bakamadım mı ki ben ağacıma o yüzden kalbimin en güzel yerinden böyle mis gibi gönderirken tabi bazı canım insanlar can okuyucu yani okumayı nasıl sökmüşler nasıl sökmüşler hani şu kariyerli gerçekler işte onlar söktükleri okuma ile öz hakiki can okuyorlar ama BURAYI OKUMASINLAR birazcık canım kaldı dur göstereyim şurada ve o da bak canım istemiyor aaa ben öldü sanıyordum meğerse birazcık kalmış canım bırakın kendisini döksün söksün nasipse güzelleşsin ama birileri onlar birileri okumasınlar canımı burası bak gösteremiyorum parmakla gösterme ayıp burası okunacak canım kalmadı

gözlerim kocaman benim canıma kapanmaktan karıncaların ayak seslerini bile duyabiliyorum hem elbette teslim edene kadar  bu can da bu şehir de benim

Siz nasıl uyandınız peki?
Hiçbir zaman dünyaya ait gibi hissetmiyordum kendimi. Çocukluğumdan beri bir yanlışlık gibi geliyordu burada olmam. Neden var olduğumu merak ediyorum. Eğer buradaysak tadını çıkarmalıyız. İnsanlar insanlıklarını keşfetmeliler. Bizi doğadan koparmaya çalışıyorlar, asıl bölücülük bu. Hepimiz çok üzgünüz, ağaçlar ve ben ve bütün kedilerim ve köpeğim…
cin ali çizmeye çalışırken kaderin beni buralara kadar getireceğini tahmin bile edemezdim. biz de bari biraz yürüyelim dedik. ayaklarım varsa yol da vardır. yürüyorum.

cin ali çizmeye çalışırken kaderin beni buralara kadar getireceğini tahmin bile edemezdim. biz de bari biraz yürüyelim dedik. ayaklarım varsa yol da vardır. yürüyorum.


…geçen gün fransız bir gezginle karşılaştım. 25 yaşında, matematik mühendisi ve 7 aydır yollarda. kentten kente otostop çekerek geçerken, şehiriçi ulaşımını koşarak yapıyor. kendi ellerimle yaşamına son veremeyeceğim bir canlının birileri tarafından benim adıma katledilmesini reddediyorum diyor ve et yemiyor. yola çıkma sebebi bilimin orduya ve kapitalist endüstriye hizmet etmekte olması. saçı başı aynı hz.isa’ya benziyor ve ben ona muhammad jesus ismini uygun buldum. yolculuğu süresince 4 hafta yemek yemeden yaşadığı bir dönemi anlattı. 2 hafta boyunca sadece su içerek, devamında da 2 hafta boyunca yalnızca meyve suyu içerek. ilk 3 günden sonra acıkmayı unutuyor, bambaşka bir zihinsel faza geçiyormuşsun, bir tür üst düzey farkındalık hali… sonra hiç yemek yemeden aylarca yaşayan yogi insanlarından bahsetti… şu an iran’a doğru ilerliyor, açık olsun yolun kutsal ruh.

…geçen gün fransız bir gezginle karşılaştım. 25 yaşında, matematik mühendisi ve 7 aydır yollarda. kentten kente otostop çekerek geçerken, şehiriçi ulaşımını koşarak yapıyor. kendi ellerimle yaşamına son veremeyeceğim bir canlının birileri tarafından benim adıma katledilmesini reddediyorum diyor ve et yemiyor. yola çıkma sebebi bilimin orduya ve kapitalist endüstriye hizmet etmekte olması. saçı başı aynı hz.isa’ya benziyor ve ben ona muhammad jesus ismini uygun buldum. yolculuğu süresince 4 hafta yemek yemeden yaşadığı bir dönemi anlattı. 2 hafta boyunca sadece su içerek, devamında da 2 hafta boyunca yalnızca meyve suyu içerek. ilk 3 günden sonra acıkmayı unutuyor, bambaşka bir zihinsel faza geçiyormuşsun, bir tür üst düzey farkındalık hali… sonra hiç yemek yemeden aylarca yaşayan yogi insanlarından bahsetti… şu an iran’a doğru ilerliyor, açık olsun yolun kutsal ruh.

(Source: gelengidenkalan)

nuran’ın yalvarışı.

nuran’ın yalvarışı.

.

Şu an ona çok uzaktayım, ama bir yandan da çok yakın hissediyorum. Tuhaf. Yeni sûretini gördüm. Böyle de çok güzel. Endişesi, üzüntüsü daha da belirgin hâle gelmiş. Ama muzipliği de katmerlenmiş. Daha bir çocuk gibi. Aslında bir aksakal. Yüzü, Arap alfabesinden bir harfi andırıyor. Yaşına göre yeni bıraktığı sakalları daha siyah. İçinde beyaz gölgeler var. Beyaz gölge evet. Artık gözlük kullanıyor. Zaten bir yakın gözlüğü vardı. Belki de o yakın gözlüğüdür. Fotoğrafta gözlüklü çıkmış. Onu bu kadar iyi tanıyıp hissetmesem belki de bu fotoğrafın o olduğunu kestiremezdim. O kadar değişmiş. Ama o kadar da değişmemiş. O kadar uzaktayım ama beri yandan bu kadar yakınım. Ona. Sûreti böyle daha kararsız ama daha huzur verici olmuş. Her zamanki gibi kaşlarını kaldırarak konuşuyor. Alnının kırışmasını içimden dalgalara benzetirdim. Bu hâlini seviyorum.  ‘Bize ait temellere varamayan hikâyeler yazıyoruz ve yaşadıklarımızı,  oluşturduğumuz hikâyelerden esirgiyoruz.’ derken yüzünün hangi harflere benzediğini tahmin edebiliyorum. Onu dinlerken bacaklarımı karnıma çekerdim. Onyedi yaşımda. Dayanamazdım anlattıklarına. Aradan altı sene geçmiş. Şimdi cümlelerini okuyunca. Gene mi o hâle geldim. Sanırım. Tam da ‘hâli anlatmak için yeni formlara, yeni anlatı tasarımlarına ihtiyacımız yok ki. İnsan çok aptal, fiyaka insanın gözünü bürüdü mü iyice iştahı artıyor ve insan çok inkarcı. İnsanım. Muhtac olduğumuz tek şey sadelik, muhtac olduğumuz tek şey annanemin hikayeleri’ diye düşünürken. Annanem tanıdığımdan beri annanem. Hiç değişmedi.

Rüyasını görmüştüm.

.

çoksevdiğimizbirileri gösterişsiz, uzun ve güzel bir hikâye anlatsın. hikâye, kelimelerden kalbe tenezzül etsin. kelimelerin kökleri açılsın, bulunsun, bilinsin, netice: teskin. sadece buna ihtiyacımız var gibi bir zaman. annane, nolur ben uyuyabilene kadar anlat, sadece buna, senin anlatacağın o gösterişsiz, uzun ve güzel hikâyelere ihtiyacım var.

yoksa sen?

Yürümeyi öğrendiğimden beri sana yürüyorum. Konuşmayı öğrendiğimden beri hecelerimin arasında senin sesin. İlk seninle sarıldık, öldüğümde son defa sen sarılacaksın.

Senaryo gereği seni hiç görmedim, hep arkam dönükken oraya koymuşlar seni, kimse yokken öten kuşların sesini duyan diğer kuşlardan biri, belki binlerce yıldır insan görmemiş ağaçların hışırtısı, binlerce fersah dipteki balıkların sakin bekleyişi… Seninle öğrendim dünyayı ve seninle vazgeçtim öğrenmekten.

Bırak dünya seni öğrensin biraz da.

(via eminresah )

‘biraz daha başka şeylerden uzak’

sırlanmış, parlak camdan aynalarda değil de, bulanık camlarda kendimi seyretmeye bayıldığımı keşfettim. asla tam olarak seçemediğim manzara ve ‘ben’. bu ben miyim. keşfetmek çok eylenceli. parlak aynalardan ürkerken, meğersem benim yuvammış diye silûetimle oynuyorum. mesela dün vapura bindim ve tam camın karşısına oturmuşum. gene silûet olmuşum sanki oyun gibi bişey. o an içim içime sığmadı. çünkü o bulanık ama sakin görüntümden deniz, gök, koskocaman bir şehir geçiyordu. bunlar içimden geliyor diye hayret ettim. yani hem dışarıdandılar ama hem de içimdendiler. sonra yolculuk bitti. meydandan yokuş yukarı yürüdüm. yürüdükçe döküldüm. döküldükçe uzaklaştım. uzaklaştıkça yakınlaştım. beni bekleyen ve benim onu beklediğim mükemmelikte bir şeye, daha başka şeylerden uzaklaşarak misafir oldum. aslında dilimin ucundaydı bak şöyle bişey oldu:

“sana bakarak
bütün yüzleri unutmak
kendimden
ve arap saçı olmuş
bir sürü
hikayelerden bıkarak

sana misafir geliyorum
denizlerin sesi içinde
ve gündüz güneşlerinde
şaşırmış

sana misafir geliyorum
biraz daha uykuya yakın
biraz daha dalgın
biraz daha başka şeylerden uzak” *